Orman Kuşları

     

                   Orman Kuşları

“Bu karmaşık ve anlamsız çağda estetik bir bütün oluşturmayı bir çözüm olarak görmeyen ve yüzeyde oynamayı tercih eden postmodern yazarların gerçekliği reddetmeleri dışında temel bir başka özellikleri de  farklı türden metin parçaları imge ve dünyaları bir araya getirip bir karnaval görüntüsü içinde hareket etmeleridir."  Celal Salik

 

 

13 Eylül 1980 sabahı Nazi zulmü karşısında hayatlarına son veren büyük yazarlar gibi intihar etmeyi düşünen Serhat aynadaki yansımasına bakıp konuşmaya başladı: Tüm soykırımlar topluluk üyelerini yok oluşa götürecek yaşam şartlarını egemen kılma ve çocuklar ile birlikte kadınları zorla başka bir gruba transfer etme gibi ortak yanlarının yanı sıra faillere özgü farklı özellikleri de içinde barındırmaktadır. Mesela holokost ile birlikte öldürülen Yahudiler, Çingeneler, engelliler ve eşcinseller üzerinden düşünecek olursak tıpkı Gonçarov’un Oblomov romanındaki Alman karakter Ştoltz gibi tüm bu süreçlere Alman toplumun temel karakteri yani disiplin ve çalışma azmi damgasını vurmuştur diyebiliriz. Tasnif edilen insanlar bir saat gibi toplama kamplarında bir araya getirilmiş, geometrik bir açlık için de ilgili birimlere sevk edilmiş ve gaz odalarında düzenli piramitler oluşturmaları izlenmiştir. Kadınlar, yaşlılar ve çocukların alt ve orta katlarını, genç erkeklerin ise en üst katını oluşturduğu bu piramitler üzerinden ilerleyecek olursak tüm bu süreçlerin temel planlayıcısı, yani toplum lideri, arzu edilen üst insana tezat kısa boylu, koyu renkli, esmer biri olarak ete kemiğe bürünmüştür. “Bu paradoks tüm bu sürecin tetikleyicisi olabilir mi?” “Her şey bu kadar basit bir bilginin tezahürü olabilir mi? Olabilir mi bu?”

 Serhat kısa bir an -tam olarak iki saniye on iki salise- aynadaki yansımasına baktıktan ve “Tabii ki olabilir…”  gibi bir ifade ile onay verdikten sonra devam etti: Yine Ruanda üzerinden sürdürecek olursak pogromlar ve üretim araçlarının el değiştirmesi sonra dini değerlere kutsal mekânlara ve milli liderlere saldırı gibi toplumu mobilize edecek eylemler -ki bir manifesto misali bu eylemlerin niteliği süreci belirleme kapasitesine de sahiptir- ile birlikte faşizmi arzulayan hazır ve nazır bir toplumsal kesim gibi ortak yanlar dışında Ruanda’ya özgü farklı özelliklerde görünür olmaktadır. Mesela bir an Paris’in Akhilleus’u öldürdüğü o meşhur sahneyi düşünecek olursak Ruanda da belirgin bir dilsel, fizikî veya kültürel farklılık olmamasına rağmen soykırım yapan topluluk öteki topluluğu maymuna benzetmiş sonra Afrikalılara özgü bir çılgınlık için de aşil tendonlarını kesip satır ve mızrak darbeleri ile öldürmüştür. “Parası olanların acısız ölüm için kurşun satın aldığı doğru mu?” “……………………………………………”

  Aynadaki yansımasının anlamlı sayılabilecek bu anlamsız soruları karşısında bunalan Serhat kadim Anadolu coğrafyasında tebeşir marifeti ile işaretlenen öteki evlerini düşündü. Burnunun sağ tarafındaki et beni ile oynadı ve konuşmaya devam etti: Belki de Gestaltçı bir bakış açısı ile bakacak olursak Çinlilerin tüm Avrupalıları birbirine benzetmesi örneğinde olduğu gibi bu bütüncül bakış açısı[2] aynı zamanda insanın içindeki mikro faşizmi tetikleyen ana unsurlardan biridir.  Bosna ve Ezidi katliamları üzerinden devam edecek olursak tarihsel bir arka plan ile birlikte erkek egemen kültüre paralel kadınların tecavüze uğraması ve köle pazarlarında satılması da açıklamaya muhtaçtır. Kısa bir kararsızlık ânından sonra Mem û Zîn sonra Romeo ve Juliet'teki arkaik yapıya öykünen Yeşilçam aşk ve melodram filmlerinde erkek karakterlerin Türk, kadın karakterlerin ise hep öteki oluşu üzerine düşündü. 

  Gölge ile birlikte geçmişten günümüze tür olarak tüm insan ırkı ve tarihi üzerine yaptıkları konuşmaları hatırlayan Serhat, “Bizler Habil’in değil Kabil’in çocuklarıyız” diye söylenerek yatağına uzandı. Kırık-beyaz tavanı izleyemeye başladı. Serhat tam olarak iki saniye otuz üç salise süren bir kararsızlık anından sonra tavandaki o meşhur leke ile birlikte birbirinden ayrı nokta ve şekilleri anlamlandırmak için uğraşırken daha farklı bir zaman ve mekânda ak saçlı bir bilge görünür olmaya başladı. Bu sırada aynadaki gölgesi uzayıp genleşen bir boşluk içinden ilerledi ve tanklar tarafından işgal edilen şehrin sokaklarında özgür Çingene misali dolaşmaya başladı. Gölge tekrarların tekrarı olan bu dekorun için de gezindikten sonra başka bir tavşan deliğinden kendini bilinmeze bıraktı, daha farklı bir zaman ve mekânda konuşmaya, düşünmeye başladı.

  Gölge düşünüyor: Dağlar, nehir ve orman, her şey ne kadar da güzel, anlamlı. Sonra yaralı pepuk kuşu, bezuvar ve dağ kelebekleri. Kırmızı benekli alabalıklar… Ters dağ laleleri… Gölge ikircikli: Kızıl karanlıkKadın'ın boynunda kalınca bir ip… Zılgıt misali hırıltılar eşliğinde… Kırılan boynu keder dolu…  Yaşlı gözleriyle kutsal nehre bakan gölge karamsar:  İnsanlar acımasız, aç ve yabancı… Tıpkı orman kuşları gibi… Alabalıkların ve pervanelerin özgürce dolaştığı nehir insan ölüleriyle dolu… Hem de çok tuhaf… Yaralı bir orman kuşunun karşısında dara duran gölge konuşmaya, düşünmeye devam ediyor: Dedemin kesik başını bal dolu bir torbaya koydular. Ellerini kana batırıp alınlarına bastırdılar. Kafaları hep bir Kürt asker kesiyor. Tayyare sesleri ormanı sarsıyor. Toplar Yılan Dağı'nı dövmeye başlıyor. Nehir kan rengi… Şişmiş insan cesetleri... Gökyüzü kurşuni ve güzel…  Ana Fatma gibi… Burası çok soğuk, kar diz boyu… Ruhları özgür kuşlar gibi…

 Gölge sadece konuşmak ve anlatmak istiyor: İnsanlar birbirlerine daha bir yaklaşıyorlar. Bu sırada çocuklar annelerinin eteklerinin altına saklanmak için koşturuyorlar. Çocuklar tüm bu yaşanılanları bir oyun gibi nihayete erdirmeyi hayal ederken makinalı tüfek sesleri kalabalığı bıçak gibi biçmeye başlıyor. Tüfek seslerini dipçik ve ağaç sesleri takip ediyor. Kırılan kafalar uçurumdan aşağı yuvarlanıyor. Gölge tekinsiz: Bir gaz vardı, mağaralarda uzatılan. Yılan misali uzun, yeşil hortumlarla... Hiç gülmeyen insanlar önce gülüyor sonra ölüyor. Öyle işte! Aynanın içindeki hapishanesine geri dönmek isteyen gölge konuşmaya devam ediyor:  Baba Mansur Ocağı'ndan kız kardeşler el ele tutuşup kendilerini boşluğa bıraktı. Bal petekleri arasında gözleri şişen askerler yakaladıkları yarı çıplak iki adamı küçük süngü darbeleri ile yaralamaya başladı. Bu adamlardan yükselen çığlık ve iniltiler arasında parçalara ayırdıkları kaçak hayvanları yemeye başladılar. Kartallar bu askerlerden yansıyan yanılsamaları izlediler ve dağlarda süzülerek av kollamaya başladılar.

  Sonra dörtnala koşan ve sağrısında ateşler yükselen o beyaz ata ve orduların yoldaşı kartallara bakan bilge görünür oldu ve gök kubbeyi inleten yaşlı sesi ile "Ey Xûde, edî bese lo!" diye gürledi. Gölge kalbi dışarıda ak saçlı bilge ile birlikte yataktaki yansımasını izlemeye başladığı zaman Serhat anlamlı biçimler yaratma çabası içinde sessizce tavanı izlemeye devam ediyordu.


 

 

 

 

 

 

 



[1]Editörün notu:  Bu metin, gülleri ile meşhur Isparta ilimizde dünyaya gelen tabip asteğmen Serhat Poyraz'ın gerçek öyküsünden esinlenilerek kaleme alınmıştır.

[2] Editörün notu: Sanatçılar çocukluktan çıkılınca gelişen bu yapıyı eserleri üzerinden kırmaya çalışırlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanatları Karlı Kelebek

Sefa Karagöz

İlk Öpüşme