Kaybolan Adam

                Kaybolan Adam 

"Rüyada tüm isteklerinizi yerine getirebildiğiniz an, aynı zamanda gün ışığına en yakın olduğunuz andır."
 
Sonra saçı sakalı birbirine karışan iri yarı bir adam küreyi salladı ve kar yağmaya başladı. Yağan karın altında, toprağın üzerinde kafasının tamamı görünen bir adam bana baktı ve “Kısa bir hikâyem 
var, anlatsam dinler misin?” diye sordu. Adama ardından sorusuna sırtımı dönüp yazara baktım, “Burası neresi?” diye sordum. Yazar, bildik bir replikle “Bilmiyorum ve bu bilmeme durumunu çok önemsemiyorum.” dedi. O bunları söylediği sırada, ince uzun bir kadın, bir başka küreyi salladı. Genişçe bir caddede, masal rengi gökyüzünün altında, sinema perdesinin ön tarafında, üstü açık kırmızı bir arabanın ön koltuğunda oturan sarı saçlı kadın; arkada akan görüntüyle senkronize bir biçimde direksiyonu hafiften sola doğru kırdı. Kadın “Uzaklara gidelim.” dediği sırada yanında oturan adam, onun deniz kırlangıçları gibi hareketlenen göğsüne ardından boynunda yeni yeni belirmeye başlayan ipek fularına 
baktı ve okyanus kokusu da güzel…” dedi. Kadın gelen tatlı esintiyle havalanan ipek fularını ardından eşarbını düzelterek “Dağları ve okyanusları fersah fersah dolaşmak istiyorum.” dedi. Salvador Dali bıyıklı güçlü o adam tarafından sallanan arabanın camlarına değil de kadının tombul güzel bacaklarına ve solgun geniş dudaklarına bakmaya devam eden adam, “Dağ kokusu da güzel.” dedi. O anda, ince uzun kadın küreyi tekrar salladı ve sihirli bir çalı süpürgesi her şeyi sildi ve süpürdü.  Çalı süpürgesinden oluşan boşlukta küçük bir kızın mavi beyaz hayaleti belirginleşmeye başladı. Sonra iri kargalar görünür oldu ve bu hayaletin bıraktığı ekmek kırıntılarını yemeye koyuldular. Onlar, bu ekmek kırıntılarını asfalta yapışan kuşları kazımaya çalışan köpekler gibi soysuz bir biçimde tüketirken keder mavisi gözleri olan hayalet de kayboldu. Masal bu ya! hayaletin bıraktığı boşlukta Handan, ete kemiğe bürünüp şefkat dolu gözlerle bana baktı. Kürenin içinde, küre şeklindeki bu insanların arasında ben, tüm bu yaşananları anlamlandırmaya çalışırken saçı sakalı ağaran o adam küreyi tekrar salladı. Yazar kafasının tamamıyla sol kolu dışarıda 
olan Ali Kemal Bozaslan’a baktı sonra “Anlat dinliyorum seni!” dedi. İki kolunu, ardından tüm gövdesini dışarı çıkaran Ali 
Kemal Bozaslan, derinden gelen bir sesle anlatmaya başladı. Hikâyesini bitiren Ali Kemal Bozaslan, kıtlığın hiçbir zaman bitmeyeceğini anlayan adamlar gibi bana baktı ve yeni bir hikâye anlatmaya başladı. Güçsüzde olsa tüm vücuduyla toprağın dışında duran bu adam, yeni hikâyesini anlatırken sağ tarafımdan yaklaşan tatlı bir nefes bana sokuldu ve “Doktor bey, sen burada ne arıyorsun?” diye sordu. Ne yalan söyleyeyim içim kıpır kıpır oldu. Evrim Aladağ’ın su yeşili gözlerine bakıp: “Bende bilmiyorum.” dedim ardından bilindik bir replikle “Bu bilmeme durumunu çok da önemsemiyorum.” diye devam ettim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanatları Karlı Kelebek

Sefa Karagöz

İlk Öpüşme